İki_Kitap

ATATÜRK, İSLAM ve LAİKLİK

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlatmadan önce, onu yönetmek ve yürütmek için TÜRK MİLLETİ’NİN ORTAK AKLINI TBM Meclisi halinde kurumsallaştırmıştır. Bu, “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesinin kurumsallaştırılması değil midir? Zaferden sonra Milletin egemenliğini esas alan sistemin adı 1923’te CUMHURİYET olarak konuldu. Bunlar 1920 ve 1924 anayasalarında hukuki temelleri üzerine bina edildi.

LAİKLİK, tam bağımsızlık ilkesini, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu da içeren CUMHURİYET rejiminin ÖZÜ, ESASI, TEMELİ ve DAYANAĞIDIR. LAİKLİĞİ kaldırırsanız ya da anayasadan çıkarırsanız, ne “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesi, ne “TAM BAĞIMSIZLIK” ne de “CUMHURİYET” sistemi ve değerleri ortada kalır.

Emperyalizm, Orta Doğu ülkelerini “din, mezhep, tarikat” kışkırtıcılığı yaparak bölüp parçalamakta, onları savunmasız, korunmasız hatta devletsiz birer uydu haline getirmektedir. LAİKLİK, yurt içinde din, mezhep farklılıkları olan insanları barış içinde birlikte yaşamanın olanaklarını sunmaktadır. Aynı zamanda küresel sermayenin ve emperyalizmin milleti, vatanı ve ülkeyi bölme planlarını uygulamadaki kışkırtmalarının koruyucu teminatı ve sigortasıdır. AYRICA, DİN, İNSAN İÇİNDİR. KİŞİ KABUL EDER, İNANIR, ya da kabul etmez, başka bir dine inanır. Laiklik, aynı vatan coğrafyasında farklı din ve inanç içindeki insanların barış içinde birlikte yaşamalarını sağlar. Birinin diğerine üstünlüğü gibi bir konuma fırsat vermez. Laiklik, insanların ALLAH İLE ALDATILMASINI ÖNLEMEK İÇİNDİR. DEVLETİN DİNİ OLMAZ. Allah, Kur’an’da; “Ey insanlar!” diye hitap ediyor. Fakat HİÇBİR ZAMAN “EY DEVLETLER!” diye kesinlikle hitap etmiyor. Çünkü DİN, İNSAN İÇİNDİR. Bu konuda ATATÜRK:

Her birey istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine özgü siyasal bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve özgürlüğüne sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına egemen olunamaz.” (1930, Afet İNAN, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, s.470)

Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi ne bir din, ne de mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiçbir zaman siyaset aracı olarak kullanılamaz.” (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, s. 57)

Türk milleti, halk yönetimi olan cumhuriyetle yönetilir bir devlettir. Türk Devleti laiktir. Her ergin dinini seçmekte serbesttir.” (1930, Afet İNAN, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları)

LAİKLİĞİ kaldırmak isteyenler, kendi din ve mezheplerini millete resmi din diye dayatmak isteyenler olmadığını ne ile kanıtlayabilirler?

TBMM’nin ilk Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’ nin ilk Cumhurbaşkanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Gerçek İslamiyet’ten uzaklaşanlar, kendilerini düşmanlarının ayakları altında bulurlar” diyerek, gerçek olmayan bir İslam anlayışının da bulunduğuna işaret etmiştir. Laiklik, gerçek olmayan İslamiyet ile insanların aldatılmasını önleyici temel bir ilkedir.

Gerçek İslamiyet’i” doğrudan öğrenmek ve anlamak isteyen her kişinin bizzat kendisinin anadilinde KUR’AN’DAN öğrenebilmesi için ATATÜRK, TBMM kararı ile KUR’AN’IN TÜRKÇEYE ÇEVİRİ VE AÇIKLAMASI bağlamında tarihimizde bir çığır açmıştır. Elmalılı M. Hamdi Yazır’a hazırlatılan ve 12 yıllık bir emekle ortaya çıkan “HAK DİNİ KUR’AN DİLİ” adlı dokuz ciltlik çalışmanın her cildi için, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK kendi cebinden ONBİN TL vererek, her cildinin sekiz bin adedinin ücretsiz dağıtılmasını gerçekleştirmiştir. ATATÜRK’ÜN, herkesin dinini aracısız olarak bizzat kendisinin KUR’AN’DAN ÖĞRENMESİ şeklinde açtığı bu çığırın peşinden (1938’den günümüze kadar) 300’ü aşkın KUR’AN ÇEVİRİSİ yayınlanmıştır. ATATÜRK’ÜN açtığı bu çığırı, TÜRK MİLLETİNİN nasıl beğendiğini, kabullendiğini, benimsediğini ve sahiplendiğinin bir kanıtı olarak görüyoruz. İşte LAİKLİK ilkesi, “Gerçek İSLAMİYET’İ” öğrenmek isteyenlere “dinde ruhbanlık yoktur” ilkesi ışığında dinini aracısız öğrenmenin yolunu da açmıştır.

 

SEDAT ŞENERMEN

27 NİSAN 2016