İki_Kitap

Batı, Bayırbucak Türkmenlerini Hatırladı! / B. Kağan Kuman

Haydar Rıza, bir federal polis üsteğmeni… Türkmen ve Şii…

Üsteğmen olduğuna bakmayın, neredeyse akranız.

Neden halen üsteğmensin sorusuna, “Türkmen olduğum için”, yanıtını veriyor.

Muhabbet ediyoruz. O bana Türkiye’yi soruyor, ben anlatıyorum. Ben ona Irak’ı ve işgali soruyorum, o anlatıyor. Türkiye’yi görmeyi de çok istiyor. Hiç görmediği o Türkiye burnunda tütüyor.

Sonra ben Irak’ı kurtarmaya kalkıyorum.

“Yıllık 150 milyar dolar geliriniz var, 32 milyon nüfusunuz var,” diyorum. “Paylaşmasını bilseniz hepinize yeter.”

Acı acı gülüyor.

“Hiçbir şey yapmanıza gerek yok Rıza, hiçbir şey… Kavga dövüş etmeden çıkarıp satacaksınız, sadece o kadar… Kişi başı beş bin, beş kişilik bir aileye yılda yirmi beş bin dolar… Sadece bu bile her şeyi çözer.”

Yaptığım hesaba dikkat kesiliyor ama boş vermiş bir edayla, acı acı gülmeye devam ediyor.

Sonra da hiç unutmayacağım o cümleyi kuruveriyor:

“Bizim üzerimizde lanet var gardaş…”

Anlamıyorum önce, şaşırıyorum, Rıza’nın yüzüne bakakalıyorum…

Bir insanın böyle bir cümle üretmesini kavrayamıyorum.

“Biz…” diyor “Hz. Hüseyin ve yanındakileri yalnız bıraktık… Küfeliler Hz. Hüseyin’e, Yezid’e karşı kıyam için, kendilerine sahip çıkması için yüzlerce mektup gönderdiler. Hz. Hüseyin gelince de, Onu yalnız başına Kerbela’ya yolladılar…”

Sonra da ekliyor:

“Hz. Hüseyin bize beddua etmiş…”

“Savaşlardan savaşlara sürüklenesiniz, savaşlar bittiğinde de birbirinizi yiyesiniz…”

(Abdullah Ağar’ın IŞİD ve Irak kitabından…)

***

Irak ve daha sonra Suriye…

Güney sınırımızı boydan boya kaplayan ve her ikisi de birbirine komşu olan, aslında komşu olmakla kalmayıp birbiriyle iç içe geçmiş olan, kanın, gözyaşının, düşmanca ayrılığın ve ikiyüzlülüğün coğrafyası.

Günümüzde, kin ve nefret tohumlarının avuç avuç serpildiği ve hatta serpilip boy verdiği, yetimler diyarı…

Irak Türk’ü üsteğmen Haydar Rıza’nın anlattığı gibi… Hz. Hüseyin böyle bir beddua etmiş midir bilinmez ama sanki bu beddua bu iki sınır komşumuzun tarihini kısaca anlatır bize…

***

Günümüzde ülkeler arası savaş, artık çok farklı boyutlara doğru seyir etmektedir.

Fitne tohumlarının ekildiği Ortadoğu coğrafyasında anam-babam usülü ya da göğüs göğüse çarpışma diye tabir edebileceğimiz eski usul konvansiyonel savaştan bahsetmek artık çok güç.

  1. Yüzyıl dünyasında artık savaş stratejileri farklı bir boyut ve anlam kazandı. Perde arkasından desteklenen paramiliter güçler, terör örgütleri, aşiretler, dini-etnik gruplar ve en önemlisi psikolojik savaş olgusu yaratan medya- sosyal medya ağı yeni savaş figürleri olarak birden bire karşımıza çıkıverdi. Yaratılan yeni olgu ve strateji ile artık tehlikenin farkına varamıyor, kimin eli kimin cebinde kestiremiyoruz. Bu savaş stratejisinde bir terör örgütü birbirinin düşmanı farklı ülkelere aynı anda taşeronluk yapabiliyor, hatta yetmiyor, kendi düşmanı olan diğer bir terör örgütüne de para karşılığı taşeronluk yapabiliyor.

Özetle dünya, yeni savaş stratejisinde asimetrinin ve psikolojik harbin bilinmezliğine doğru yola çıkıyor.

Biz bu asimetriyi çözmeye çalışırken Batı, bölgede unuttuğu ve her fırsatta yok etmeye çalıştığı, 1950’lere kadar Suriye Türkleri olarak yaşayan, bu yıllardan sonra ise Türk’ten farklı bir anlam ifade etmesi açısından Türkmen olarak anılan bölgedeki aynı dili konuştuğumuz Bayır bucak Türkmenlerini ve onların varlıklarını birdenbire hatırlayıveriyor.

Peki, ne oldu da Batı’nın Kürt koridorunu oluşturmak için bizim devletimize bile unutturduğu ve IŞİD-YPG asimetrisi ile yok etmeye çalıştığı, öldürdüğü Bayır Bucak Türkmenleri ansızın sosyal medyanın gündemine oturuverdi?

Bir yandan Irak’ın ve Irak Türklerinin ABD-İran değirmeninde öğütülmesi devam ederken; diğer yandan 2011 yılında ABD tarafından Suriye karıştırılmış, asimetrik savaş orada da işleme alınmış, sırasıyla ÖSO, IŞİD, YPG ve pek çok paramiliter grup Suriye’nin paylaşımında devreye sokulmuştur. Bu paylaşımda, önce bölgeden pay kapmak isteyen, Irak’ta ABD ile aynı değirmene su taşıyan, bu sefer ise asimetrik olarak karşı tarafta yer alan Beşar Esad yanlısı İran devreye girmiş, sonrasında Rusya ve Çin Esad’ı desteklemek için birbiri ardına güçlerini bölgeye sevk etmiştir. Son olarak ise güç dengesi yaratılması açısından Paris’te yaşanan asimetrik saldırının ardından kamuoyu yaratılarak, Fransa sürece dâhil edilmiştir.

ABD; İran, Rusya ve Çin’in güney komşumuzda kartları açmasıyla, elini güçlendirmek istemektedir. Ve Türkiye’yi bu bataklığın içine çekmek için hamlelerini artırmaktadır. Suriye satranç tahtasında hamleler birbiri ardına devam ederken, yok farz edilen Suriye Türkmenleri son günlerde başta sosyal medya aracılığıyla birden bire gündemimize girivermiştir. Rusya’nın Esad güçleri ile Türkmen diyarında katliam uyguladığı, Türkmenleri ateş altına aldığı konusu medyaya ve sosyal medyaya algı oluşturması açısından servis edilmektedir. Hatta daha önce Ayn El-Arab(Kobani), Cizre ve Silvan’da katliam var naraları ile servis edilen Gazze-Filistin fotoğrafları bu seferde Bayırbucak Türkleri için servis edilmektedir. Türk milletinin milli ve manevi duygularını, önceliklerini ve Türk insanın yapısını çok iyi tahlil eden CIA merkezli psikolojik savaş operatörleri, servis ettikleri yayınlar ve oluşturdukları algı yönetimi ile maalesef bizi Suriye çukurunun içerisine doğru iteklemektedirler.

Bu demek değildir ki, Irak ve Suriye özelinde aynı dili ve manevi duyguları paylaştığımız kardeşlerimize sahip çıkmayalım. Sahip çıkalım, kardeşlerimize. Hem ABD emperyalizmi, hem Rus emperyalizmi özelinde her ikisine karşı koruyalım onları. Sahip çıkalım fakat emperyalist amaçlar uğruna değil, bir strateji bilmezlik neticesinde değil, hele hele asimetrinin içerisine daldırıp çıkarılarak hiç değil. Kendi aklımızla ve mantığımızla sahip çıkalım. Kendi stratejimizle sahip çıkalım.